Fındığın Tarihçesi

FINDIĞIN TARİHİ 

Fındık meyvesi çok eski devirlerde insanlar tarafından yenilmiş ve besin değeri takdir edilmiştir. Zaman zaman hükümdar sofralarına giren fındık meyveleri sonraları Akdeniz bölgesinde ticaretin artması ve genişlemesi ile bir servet ve bereket timsali halini almıştır. Fındık, dünya çapında yetiştirilme alanı bulmuş, rağbet görmüş bir ürün olup, tarımla uğraşan birçok küçük işletmeli ailelerin geçim kaynağı olmuştur. Daha sonraları yetiştirilme alanları genişletilerek ithalatta ve ihracatta yerini almıştır. Fındık, insan hayatına öyle bir yerleşmiştir ki geçmişten bugüne kadar edebiyatta, folklor de, sözlüklerde, seyahatnamelerde ve hatta tıp ta adından bahsettirmiştir. Böylelikle fındık insanlığın vazgeçilmez ürünlerinden biri olmuştur. Çeşitli kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan bu yazımızda, fındığın tarih boyunca gelişimini, türlerini ve dünyada ki üretim alanları hakkında geniş bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Fındığın geçmişini, zenginlikleri ortay koymak amaçlanmıştır.
Ülkemizde ekonomik, sosyal ve doğal kaynakların korunması yönünden önemli bir yere sahip olan fındık bitkisi; çiçekli bitkiler (spermatophyta=phanerogamae), kapalı tohumlular(Angiospermae) alt şubesi, iki çenekliler (Dicotyledonae) sınıfı, serbest taç yapraklılar (Choripetalae) alt sınıfı, mantolular grubunda, kayıngiller (Fagales) takımı, huşgiller (Betulaceae) Familyası fındıkgiller (Corylus) cinsi içinde yer almaktadır.

Fındığın Kuzey yarımkürenin ılıman iklim kuşağını, Japoya’dan, Çin, Mançurya, Kafkasya, Türkiye, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya kadar yabani formlar biçiminde kapladığı bilinmektedir. Kültür formlarını oluşturan en önemli türler ise Artvin’den Kırklareli’ne kadar uzanan Kuzey Anadolu Dağları ve Kuzey Geçit bölgelerinde yoğun olarak bulunmaktadır. Fındığın kültüre alınma tarihi 2500 yıl öncelerine kadar dayanmaktadır. Enophen İsa’dan önce 400 yıllarında Kuzey Anadolu’da Pontus Euxinus’da (Kerasus) (Giresun) Pontus Yemişi adını verdiği ufak bir meyveden bahsetmektedir. Bu kadar eski kültür izine rastlanması sonucu fındığın anavatanının yurdumuzun Karadeniz Bölgesi olduğu ve kültür fındığının dünyaya buradan yayıldığı kabul edilmektedir. Bu meyvenin 600 yıldan beri ticareti yapılmaktadır. Ülkemizde yetiştiriciliği yapılan 16 çeşit fındık mevcuttur. Buna ilave olarak Giresun’ da bulunan Fındık Araştırma Enstitüsünde 30 yıldan beri süregelen seleksiyon ve melezleme çalışmaları sonucunda ticari üretimi yapılabilecek 7 çeşit adayı daha geliştirmiştir.

Kültür fındığı, Kuzey Anadolu’dan, önce Yunanistan’a oradan da İtalya’ya götürülmüş, bu ülkede Avella şehri civarında yaygın olarak yetiştirilmeye başlanmış ve önemli türü olan Corylus Avellana L. adını bu yöreden almıştır. Sicilya ve İspanya'ya Araplar eli ile ulaşmış, Fransa’da çok yakın zamanlara kadar önemli bir kültür bitkisi olarak ele alınmıştır. İngiltere ve Almanya’da çoğunluğunu Corylus Maxima Mill.’in oluşturduğu ve doğal flordan seçilmiş tipler büyük ilgi uyandırmıştır. ABD’de ise, fındık yetiştiriciliği son 70 yıl içinde gelişme göstermiş, güçlü araştırma ve geliştirme programları ile desteklenerek önemli bir sıçrama yapmıştır. 


TARİH BOYUNCA FINDIK 


1 – DÜNYA DİLLERİNDE FINDIK 

Fındık kelimesi Türkçe olmamakla beraber Bundukdar gibi istilah şekilleri eski dilimize yerleşmiştir. 
Fındık kelimesine dair, dünya sözlüklerinden elde edilebilen lengüistik bilgi sıra ile aşağı alınmıştır. 
Fındık kelimesi ( Pontus Cevizi ) manasına gelen Yunanca Pontikon Karyon’dur.

Rumcası : Leptokarion ( ince ceviz) halk dilinde fındıktır.

Ermenice : Kalin, Arnavutça Lajthi olarak kullanılır.

Botanikte Corlyus Avellane Pontika olan fındık kelimesini İranlılar bizden funduk, Araplarda Bunduk şeklinde almış olup Arapçada Elculuz olarakta kullanılır. Çince de Chen-tse yahut Chen-li, ilmi adı ( Corlyus heterophylla, Fısch)dır.

Türkiye haricinde kalmış Türklerde fındık karşılığı olarak taklidi ses esasına dayanan çit kökünden gelme kelimelerle ifade olunur. 

Kazan – Çitlevük 

Kırım – Çetleük 

Kumuk – Çertlevük 

Türkiye Türkçe’sinde de Çitlembik şeklinde de kullanılır. 

1 - 1 Fındığın Başlıca Avrupa Dillerindeki Karşılıkları : 

Hint – Avrupa ana dilindeki itibari kökleri : Qos(e)lo (fındık yemişi; Lazd ( fındık fidanı ) 

Germenlerde; eski Nordca : Hasl 

İsveç, Norveçce : Hassel 

Eski Yüksek Almanca : Hasal 

Almanca : Hassel, Hasselnuss 

Anglosaksonca : Haesel 

İngilizce : Hazel, Hazelnut 

Felemenkçe : Hazelaar 

Amerikanca : Filberts 

Latinlerde : 

Latince : Corulus, Corylus 

Eski Fransızca da : Avelaine 

Fransızca (küçük ceviz ) : Noisette 

İtalyanca ( ,, ,, ) : Nucciola 

İspanyolca : Avellana 

Portekizce : Avella 

Romence : Aluna 

Güney Batı Avrupa’nın fındık yetiştirdiği yer İtalyanın Campanla bölgesinde bulunan Abella şehri idi, bundan ötürü bu yemişe de Abella Cevizi manasına olarak ( nux abellana ) denilirdi, sonraları bu Avellana olmuştur. 

İslavlarda : 

Müşterek kök orman manasına gelen les ile ifade olunur. 

Rusça ( orman cevizi ) : Liesnoy oreh 

Polonezce : Leszczyna 

Çekçe : Liska 

Sırp – Hırvatça : Leska 

Bulgarca : Leşnik 


Baltıklarda : 

Eski Prusça : Laxde 

Litvanca : Lazd’a 

Letçe : Lagzds 

Fince : Pahkina 

Macarca : Mogyoro 

1 – 2 Ferhengi pehlevi’de fındık : 

İstimal edilmekte bulunan fındık kelimesinin pehlevi dilinde ki ( funduk ) yahut ( punduk ) ve Avestai ( benduk ) ve Sanskrit ( Beddük ) kelimesinin muarrabı olup, başı kapalı nesne manasını ifade eder. 

Pehlevi’d N ve F – P okunur. Bu meyve İrandan, Arabistana götürülmüş olduğundan Arapçada G harfi K harfine tebdil edilmiştir. Pehlevi kitabının heşen babının 27 inci faslının 23 üncü fıkrasında fındık kelimesi: Ceviz, badem, nar, Hindistan cevizi, kestane, şam fıstığı ile birlikte gösterilmiştir. 


1 –3 Kamusu Türki-de fındık: 

Kamus-ul – alam müellifi Şemseddin Sami, ( 1318 – 1903 ) de İkdam gazetesi sahibi Ahmet Cevdet tarafından yayımlanan bu mükemmel eserin ikinci cilt 1006 ıncı sayfasında fındığa dair geniş izahat ve bilgi vardır. 
Fındık: asıl Farisi olup Arabide de müstağmeldir. Çünkü Karadeniz’in Cenup sevahilinde kesretle hasıl olur, maruf meyve ki katı ve sert bir kabuk içinde yuvarlak ve müstatilce, yabani ve bostanisi vardır. 
Fındık ağacı ; bu meyveyi veren ağaç ki pek büyük olmaz. Funduk : Arabi ; umumi kabul eden, han, misafirhane venedikten muarreb, ( Bındık ) dahi derler. Arabistan’a ibtida oradan giden tüfek manasına gelir. 

 

1 – 4 Büyük Türk Lügatında fındık : 

Trabzon’un eski valilerinden Kadir Paşanın ( 1843 –1902 ) oğlu Hüseyin Kazımın, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan bu ünlü eserinin 3 üncü cilt, 662inci sayfasında : “ Findik – fındık – Rumca , Karadeniz cevizi. En evvel Karadeniz sahillerinde ki memleketlerden getirilmiş olmak dolayısıyla maruf kabuklu meyve. ,Yuvarlak ve tombul, sivri taze, kuru, kan, kuyu fındığı, fındık içi, fındık kabuğu. 

2 – MİTOLOJİDE FINDIK 

Bu konuda, insanlık tarihiyle başlayan ziraat tarihinde; hangi çağlarda hangi ağaçların dal budak saldığı, hangi meyvelerin daha önce ürediği ve hangilerinin de mukaddes sanıldığı gösterilecektir. 

2 – 1 Yunanlılarda fındık : 

Jüpiter’in Maya adlı peri ile münakaşasından Arkadya kıtasının bir dağında dünyaya geldiğini gördüğümüz, kendisinde kurnazlığın acıbalı bulunan başındaki ve ayaklarında ki kanatlarıyla rüzgar gibi akıp giden Ticaret Tanrısı (Hermes – Mergür ) ün asası bir fındık değneğidir. Önceleri bu asanın ucu birbirine düğümlü iki çubuktan ibaretti, sonraları iki yılan başı ile nihayet bulduğu görülür. 

Asanın kuvvetini denemek isteyen Hermes, bir gün boğuştukların gördüğü iki yılanı bu fındık dalı ile kırbaçladı ve bu ilahi vuruştan artık ayrılmayacak şekilde yılanları birbirine yapıştırdı. Bu değneğin dokunduğu bütün eşya o anda altına döndüğü içinde Hermes aynı zamanda bir servet ve bereket timsali olarak ta tanınır. Şehirlerde sokakların birleştiği yerlerde onun adına dört köşeli sütunlar dikilirdi, pazarlarda ve meydanlarda ölçünün, çekinin ve terazinin icatçısı telaki olunurdu. Heykeli ilk defa Milattan 369 yıl evvel Atina da Doğmuş meşhur heykeltraş tarafından yapılmıştır. Gök tanrısı Zeus’un gazabına uğrayan bir Yunan yarım ilahı olan Tantalus efsanesi de bu arada zikrolunabilir. 

2 – 2 Romalılarda fındık : 

Publius Virgilius Maro’nun ( M.Ö. 70 – 19 ) rüstai bükoliklerinde çoban sevgililerin en büyük şahidi ve delili olarak gösterilen fındık, kahinlerin ininde de kıymeti pek şümullü idi. Romanın örf ve adetlerinde kökleşmiş bir önemi vardır, büyük saadetler ancak fındık dalı yakmak suretiyle kutlanırdı. İzdivaçlarda mesut olmanın kutsiyeti ise bu ağaçtan beklenirdi. Sihirbazlarda eflaki bir kuvvet ve kudretin ibdamı ancak fındık ağacın da bulur ve görürlerdi. 

Her yıl Bacchus şerefine tertip edilen ayinlerde bir teke mabede kurban edilir, gövdesi de fındık dallarına sarılarak yakılırdı. 

2 – 3 Araplarda fındık : 

Hicri 9 uncu asır da yazılan Ahteri – Kebir lügatında, Araplar’ın fındığa bındık dediklerini ve bu ırkın Emeviler zamanında Abdul Melikin kardeşi Mesleme’nin kumandasında Karadeniz kıyılarından 99 yılında İstanbul’a uzanan ordunun geçinden sonra tanıdığı görülmektedir. Bu arada Arapça’dan çevrilmiş, meyvelerin esrarına dair kitapta, fındığı bize pek hayali misallerle tanıtır. 

“ Fındık ağacından, yılan, akrep gibi bütün zehirli hayvanlar kaçarlar, elinde fındık ağacından bir dal bulunan adam cümle afattan emin olur.” Deniliyor 


3 – ESKİ TÜRK DESTANLARINDA FINDIK 

Fındık ağacının Türk masal ve destanlarında ki yerini Yunanlıların İlyada, Odise’sinden, İranlı’ların Şeyhnamesinden, İslamdan önceki Hyungun, Tukyu, Tepegöz, İslamdan sonraki Satık Bugri, Toktamış, Manas destanlarından ziyade maşeri bir muhayyelenin eseri olan Buğu Tekin efsanesinde bütün kudretiyle bulmak mümkündür. 
Eski Türklerin ( şamanilik ) din hayatında çok büyük bir mevki bulunan “ Yağtaşı-yağmur taşı”nın gökten inen altın ışıktan meydana geldiği ve Tanrının bu nurunun Huş ağacıyla, fındık ağacı üzerine indiği ve Türk şevketinin timsali olan kutlu dağını vücuda getirdiğini, Ziya Gökalp’den öğrenilmiştir. 


3 – 1 Türk halk destanlarında fındık : 

Hayatı hakkında kesin bir şey bilinmeyen ve hiçbir yerde tetkik konusu olarak ele alınmamış bulunan Ispartalı Seyrani’nin Karadeniz kıyılarında yaptığı seyahata dair destanında, fındık bölgesinin başlıca şehirleri için tanzim edilmiş pek çok maniler vardır. Bunlarda Giresun a ait olanı şöyledir. 

Andan Gireson’a düş olduk yolca, 

Fındığı ol diyarın ziyade bolca, 

Çekilmiş kalesi yüceden yüce, 

Arşa doğru çıkmış bürcü. 

Türk halk edebiyatına girmiş fındık için yapılan araştırmalarda Seyrani’nin ( 1251 –1836 ) yıllarında hayatta bulunduğu neticesine varılmıştır ki Gireson fındığı için en eski vesika budur. Birçok eserlerde bu şehrin adı geçer fakat fındığından hiç bahsolunmaz, sadece kiraz meyvesinin meşhur olduğu ve ilk defa İtalya ya buradan götürüldüğü kaydıyla iktifa olunmuştur. 


3 – 2 Divan edebiyatında fındık : 

( 936 – 1055 ) Tarihleri arasında yaşayan Divan Edebiyatının tanınmış Şairi Fuzuli’nin Bakü kütüphanesinde ki Sohbetül-Esmar adlı eserinde fınktan söz edilmektedir. 

Sade bir mevzuu terennüm eden Sohbetül-Esmar, şairin divanları arasında ikinci planda gelirse de fındığın divan edebiyatında dayer alması bakımından bölgemiz için bir kazançtır. 

“FINDIK ederdi yüz tefahur, fıstık özünü kıldı zahir” 


3 – 3 İran edebiyatında fındık : 

Fındığın İran’da ki üretim durumunda iken, şairlerin yalnız büyüklüklerinden olmayıp aynı zamanda tasavvuf bilgilerinde de eşsiz bulunan Molla Cami adıyla tanınmış Nurettin Abdurrahman Cami’nin ( 1414 – 1492 ), İstanbul üniversitesi kütüphanesinin 3088 sayısında kayıtlı farsça yazmalar arasında ki Salaman ve Apsal manzum kitabının 435 ve 505 sayılı fındığa ait beyitlerinden iki örnek alınmıştır. 

“Her bir parmak ucu boyalı olsun olmasın, taze bir fındık yahut güzel bir hunnap gibi idi” 
“Bazen çenk çalandan çenki alır suzinak ahengini alevlendirirdi. Kuru teller üzerine taze fındıklara benzeyen parmak uçlarını döker, yaş kuru ne varsa hepsini yakar yandırırdı. s. 40-46” 

Şark İslam klasikleri gözden geçirilmiş olup şimdilik fındıktan doğrudan doğruya bahseden başka bir esere rastlanmamıştır. 


3 – 4 Abbasilerde – Harun Reşit Devrinde fındık 

Latin muharrirlerinin ekserisine göre fındığın kökeni İtalya olarak gösterilirse de, bunun Asya olduğu, Çin kaynaklarından elde edilen vesikalarla sabit olunmuş bulunuyor. 

Bu mahsulün İtalya ya yerleşmesi, Arapların Sicilya adasını almasıyla başlar, sonraları bu adanın Normanlar tarafından işgalinde fındık ziraati bakımsız kalmış ve sönmeye yüz tutmuştur. 17 inci yy’ı takip eden yıllarda yeniden üretilmeye başlanılmıştır. 

İslam Medeniyeti adlı eseriyle Abbasiler devrinin kronolojisini yapmış Suriyeli Corci Zeydanın Abbese’sinde : 
“Emir-ül Müminin, at koşularını temaşa için Şemasiye’ye giriyor. Bir takım genç köleler şuraya buraya koşuyorlar, ellerinde ki fındık ağacı değnekleriyle vurarak ahaliyi dağıtıyorlardı. Harun Reşit’in diğer nasdan fark olunması için başına gayet uzun bir külah giydiğini”kaydeder. 


4 – DÜNYA KLASİKLERİNDE FINDIK 

4 – 1 Çin klasiklerinde fındık : 

Tso – Chuan’da ( tarihi eser M.Ö. 270-480 yıllarından bahseder ) adlı kitaptan : 

“Prens Chung’un 24 üncü saltanat yıllarında şöyle söylenirdi. Kadınlar muktesit olduklarını göstermek için hediye olarak yalnız fındık, hurma ve kuru et hediye dederler. 

Chu-li’de örülmüş kaplar amiri hakkında ki bahisle, “örülmüş kaplara fındık konulur, fındık mahcubiyet sembolüdür.” 

Mei-tes ( haremde ki adabımuaşeret usulleri ) kitabının bir babında, “hurma, fındık bunlar imparatorun ziyafetlerinde yediği meyvedir, mahcubiyeti artırırlar.”deniliyor 

4 – 2 Yunan klasiklerinde fındık : 

(Ksephon, M.Ö. 427-355 ) 

Değerine uygun değer bulduğu yıllarda Karadeniz bölgesi halkına vefa sağlayan fındık mahsulünün Yunan klasikleri arasında en eski vesikaları tetkik edilecek olunursa görülür ki, Sokratın şakirdi Ksenof’un İran hizmetine ait Anabasis kitabı başta gelir. 

(Theoprast, M.Ö. 372 – 287 ) 

Midilli adasının Eresos kasabasında doğan bu Yunanlı filozofun asıl adı Tyrtamos olup, hocası Aristo tarafından kendisine, ilahi sözde kitabı verilmiştir. 200’den fazla eser bırakmış olmakla beraber pek azı elde kalmıştır. Bunlardan Nebatat ilmine ait eserinde fındıktan bahseder. 

Bir başka kaynakta: “Yunanlıların en mühim mahsulleri üzüm ve zeytindi. Nar, elma, ayva Giritten, kestane ve fındık da Pontos sahillerinden –Karadeniz- getirildiğini gösterir. 


4 – 3 Latin klasiklerinde fındık : 

Daha ziyade harp ve form kavga ve güreşlerinden haz duyan Romalılar, aynı zamanda çiftlik, ekinciliğe ve çobancılığa da önem vermişler ve zevk almışlardır. 

Ağaçların fındık, bağların üzüm yetiştirdiği müddetçe Latin klasiklerinin altın çağını yaşamış ve yaşatmış olanların önünde gelen Pastoral şairin kahramanı Virgilius ile ansiklopedik bilgilerin bilgini Plinüs her zaman ve her devirde yaşayacaktır denilebilir. 

Ziraat şairi Virgilius M.Ö 43-37 yıllarında yazdığı Bükolikler -çoban türkülerinde- methetmiştir. 
4– 4 İtalyan klasiklerinde fındık 

Bu memleket klasikleri arasında fındıktan doğrudan doğruya bahseden Pacıkelli’nin 1869 yılına ait vesikası dan maada bugün için üzerinde durulmaya değer bir esere tesadüf olunmamıştır. Yazar o tarihlerde Sicilya adasında kestane, fındık, elma yetiştiriciliğini ve bu meyvelerin nedretinden ötürü satışının yapılmasından ziyade armağan olarak verildiğine işaret eder. 

4 – 5 İspanyol klasiklerinde fındık : 

Dünya fındık üretim mevzuunda geniş çapta yeri olan İspanya klasiklerinden sadece Miguel de Cervantes’in ( 1547 – 1616 ) Manş’lı Donkişot ‘un da fındık tan kısaca bahsedilmektedir. 

4 – 6 Alman klasiklerinde fındık : 

Avrupa kara kıtasının birçok yerinde olduğu üzere Germen ırkı da fındığı ( yabani halinde ) 15 'inci y.y. 'da tanımıştır. Bununla beraber 16' ıncı y.y.' ın ortalarına doğru ilk defa Frankfurt civarında görülen fındık ağacından meşhur Faust müellifi Göthe ( 1729 – 1832 ) Verter eserinde fındıktan bahsedilmiştir. 


5 – SEYAHATNAMELERDE FINDIK 

Dünya seyahat nameleri, fındık mevzuunun yeryüzündeki kökenlerini üretim bölgelerine ulaştırıp bizlere kadar dal budak saldıran en önemli membağlardan biridir. Bunlardan hemen en eskisi seyyah Sivan Teszen’in 7 inci yy a ait Talas şehri için verdiği malumattır. Şöyle ki : 


5 – 1 Türk – Evliya Çelebi seyahatnamesi : 


1401 – 1631 de Evliya Çelebi tarafından bu seyahatname, yıllar ilerledikçe daha çok okunmakta, önem kazanmakta ve yeniden müteaddit baskıları yapılmaktadır. 


Osmanlı müellifleri arasında Karadeniz fındığının eskiliği itibari ile Ispartalı Seyrani den sonra tanıtılan tek kaynaktır. 

Seyyah Fourne Fort, Küçük Asya kitabının bir faslında: “ Türkler tarafından Keşiş dağı adıyla anılan Olump dağı etrafında ve civarında umumiyetle gürgen, kavak ve fındık ağaçları nadir değildir.”diyor 

Türkiyemizin her köşesinde az çok fındık ağacına rastlamak mümkündür; İstanbul’un Çamlıca tepesinde birçok fındık ağacı vardır. Bunların meyvelerinin kabukları kalın çotanaklarında iç bademleri gayet küçüktür. 

5 – 2 İspanya seyahatnamesi : 

Timur devrinin tarihi ominalarından bir olduğu kadar, fındık mahsulünün zincirleme gelen yürüyüşüne de bir halka daha ilave eylemesi bakımından dökümanter bir vesika teşkil eden ve orijinal nüshası Madrid Milli Kütüphanesinde el yazması kitaplar arasında bulunan Roy Gotzales Klavyo’nun “Kadisten Semerkanta” ait seyahatnamesi 14 üncü yy ın Karadeniz kıyılarını tanıttıran en güzel materyaldir. 


Cenevizlilerin 13 üncü yy da Karadeniz ticaretine ait vesikaları Venedik kütüphanesine ve arşivlerinden toplayıp bir araya getirmek suretiyle bu adla 1929 yılında Paris’te kitap halinde bastıran Romanya Akademisi üyesi Yaş üniversitesi profesörlerinden doktor G. I. Bratıanu’nun meskür eseri üzerinde durulmaya değer bu kitabın 4 ila 322 inci sayfaları arsında o devrin Trabzon’undan sürekli bahsedilmekte ve Anadolu’nun doğu kuzey bölgelerinde yetişen yeterli ürünlerin ve bunların ticaretinden söz edilmektedir. 

5 – 3 Fransız Seyahatnamesi : 

Fransa hükümeti tarafından doğu illerimizde bir tetkik gezisi yapması için gönderilen Theophıle Deyrollenin 1875’de Le Tou Du Monde adlı seyahat dergisinde yayınlayıp kendi kalemiyle resimlediği seyahatnamede o tarihte ki Trabzon un yetiştirdiği çeşitli meyvelerin ticaretini iyiden iyiye araştırdığı görülür. 

5 – 4 İtalya seyahatnamesi : 

Memleketimizin ve bilhassa Karadeniz kıyılarının geçmişte ki iktisadi durumu ve bünyesinde tetkik edenlerden biride İtalyan yazarlarından Vital Cuinet’in “La Turquie d. Asie” adlı kitabı olup bu kişinin 1837 yılında Trabzon dan Avrupa limanlarına sevk olunan fındığın 2.894.950 kg olduğunu kaydeder. Trabzon kütüphanesinin 2777 sayısında mevcut Sava Yuvanidis tarafından Rumca yazılan Trabzon tarihine ait eserde 1869 yılı fındık ihracatının13 bin frank kıymetinde olduğunu bildirir. 

5 – 5 Yunan seyahatnamesi : 

1903 yılında Atina da basılmış Yunan mebuslarından Papa Mihalopulo’nun Karadeniz de bir seyahat adlı bir kitabın da : 

“Fındık, Doğu Karadeniz sahillerin de; yani Rus hududundan Samsuna kadar sahada istihsal edilir. Daima yeni bahçeler ihdas edilmektedir. Bu mıntıkanın ihtihsal miktarı 19.050.000 kg’dır. Bunun 

10.000.000.- kilosu Gireson da 

2.500.000.- kilosu Tirebolu, Espiye de 

5.000.000.- kilosu Trabzon da 

1.300.000.- kilosu Ordu da 

250.000.- kilosu Fatsa, Ünye de 

yetişir,

ihracat ise, 

4.485.600 altın Fransız frangı kıymetinde Trabzon dan 

4.000.000 altın Fransız frangı kıymetinde Gireson dan 

kabuklu ve iç olarak sevk olunur. Miktar olarak Trabzon dan 4.291.300. Gireson dan 9.000.000 Kilodan ibarettir.” 

5 – 6 Çin seyahatnamesi : 

Talas şehri : “Buraya her taraftan tüccarlar gelirler , yeri ve havası “Çu” nehri civarına benzer. Çu ve Talas arasında ki ahali ziraat ile meşgul olmaktan başka ipek yetiştirmek ve meyve bahçeleri terbiye etmekle iştigal ederler. Meyveleri Çin meyvelerine benziyor. Ziraatlarını ark –kanallar- vasıtasıyla sularlar.” 

6 – TÜRK TARİHİNDE FINDIK 

Fındık, dünya tarihi kadar eski onunla yaşıt çağdaş bir üründür. Bu kadar eski bir geçmişe ve daha sürekli bir geleceğe sahip bulanan bu mahsulün karakteristik taraflarından biride müfredatı tıp’a geçmiş olmasıdır. Bu işe ve bu sahada ihtisasları onların mütaleaları alınmak suretiyle geliştirilmiştir. 


Önce İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi Enstitüsü Direktörü sayın Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’e başvurulmuş olup alınana bilgilerde şöyle diyor. 


“Tıp tarihimizde eski devirler arasında ilaç ve mukavvi olarak fındığa yer verilmiştir. Ve bunlardan bahseden kitapların en eskisi olan Dioskoridin ( Meteria Medica – Kitabul Haşayiş) inde izahat vardır.” 


6 – 1 Yunanlılarda : 

Dioscorides : 

1800 yıl evvel, miladın 1 inci yy ın da Kilikya ( Adana ) civarında Anazarba’da yaşamış olan Yunalı hekim Dioscorides’in doğu ve batı da birçok dünya dillerine çevrilmiş olan ve İstanbul da Ayasofya Mahmut I, Topkapı sarayı Ahmet III, kitaplıklarında pek çok nüshaları bulunan bu kitaplarda fındığın tıp tarihine geçmiş en eski metni vardır. Birçok resimleri de ihtiva eden bu kolleksiyonun değerinden bahseden Türk alim hekimi Harzem’li Ebu Reyhan Biruni ( 972- 1048 ) “eğer Discorides bizim tarafta bulunmuş olsaydı nebatların hepsinde ki kuvvet hasiyetlerin tetkik ile meydana çıkarır ve bunların hepsinin birer ilaç olduğu anlaşılırdı.” Demekle kendisinin ne derece ehemmiyet verdiğini anlatmak istemiştir. 

6 – 2 Çinlilerde : 

Tarih çağlarından itibaren süregelen ilk basit tıp hayatı her millette başlı başına bir meslek olmak vasfını kazanmış bulunduğu görülürse de birçok istihale geçmesine rağmen kökleri yine aynı kaynaktan alınmıştır. 

Çinli’lerce en eski tebabet kitabının kendileri tarafından yazıldığı rivayet olunur ki, İsa’dan 30 asır evvelinde tıbbi nebatat yetiştirdikleri iddia edilmektedir. Bu metinler göre birçok hastalıklar çayla ve mukavvilerle tedavi olunur ki fındık bunlar arsındadır. 

Kal-paopen ts’ao adlı kitap “fındığın yavan tatlımsı bir lezzeti vardır ve zehirli değildir, yaşama kuvvetini artırır ve bağırsakları genişletir, açlığı giderir.”diye yazar. ( Çince nüsha ) 

6 – 3 Türkler de : 

Hekim ve filozof olan Buhara’lı İbni Sina 980 yılında Khormisen kasabasında doğup 1037’de Hemedan’da ölen bu büyük Türk hekiminin Ayasofya kütüphanesinin 3748 numarasında kayıtlı İbni Sina Kanununun ikinci cildi müfredat davalarında bahistir. Bu cilt ayrıca yazılarak birçok renkli resimlerle süslenmiştir. 800’ü mütecaviz nebatı ihtiva eder. Fındık fıstık bunlar arasında bulunmaktadır. 

Türk tıp tarihi arşivinin yıl 4 sayı 15-1940 nüshasında, eski evlerimizde Müalece dolapları, sandıkları ve ihtiva ettiği ilaçlara ait bir misal yazısından bazı parçalar bu arada iktibas edilmiştir ki fındığın da bu meyanda sözü geçmektedir. 18 inci asır sonlarına doğru yazılmış olması ihtimali bulunan “bu yazma eserde ( merhum Şeyhülislam Molla Beye tabip Boğos,’un tertip eylediği sandukçei mulecatın keyfiyeti istimali ) diye 38 ilaç ve kullanılması şekilleri yazılıdır. Türk tıp tarihinin klasik tedavi usullerine göre eskilerce bir ilaç olarak kullanılan fındığın, Topkapı sarayı müzesi Enderun Kütüphanesinin 3633 sıra sayısında kayıtlı hekimbaşı Hayrullah efendinin 1264 yılında basılmış Beyit-i Dehkani “Maison Rustikue” kitabının birinci cilt, sayfa 150’sinde bahsedilmektedir. 

7 – ESKİ TİCARET MUAHEDELERİNDE FINDIK 

Fındık, eski ticaret muahedelerimizde de sözü pek çok defalar geçen bir mahsuldür ve anlaşmalarda önemli bir mevki vardır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında akt olunan bu muahedeler tetkik edilecek olunursa, birçok misaller bulmak mümkün olunur. Bilhassa Tercümanü Hakikat Gazetesi tarafından çıkarılan beş ciltlik muahedat mecmuası ile, Baron Teslanın ve Reşat Ekrem Koço’nun Osmanlı muahedeleri adlı eserler, bu vadide en aydınlatıcı vesikalardır. 

Aynı kadro çerçevesine sadık kalınarak söze, cihan mübadele ticaretinin ilk mübeşşirlerini tanıtan membağlar ele alınmak suretiyle başlanılmış. 

Heredot, yeryüzünde bütün kavimlerden önce ilk siteyi fiilen Sümerler’in kurduklarını ve mübadele ticaretini Batı Hindistan’a kadar ulaştırdıkların kaydeder. 

Gılgamış tabletleri de Babil’in ticaret şehri Uruk’ tanıtır. Romalı Feline’de de bu ülkenin her çeşit mahsul ve meyvelerini bulur tatlarını bol bol tadarız. 

İlkçağdan itibaren süregelen deniz aşırı ticareti, öncüleri Fenikeliler’di. Tarih boyunca namuskarene ticaret yapanların başında da Mısırlılar gelirdi. 

Eski ticaret muahedelerimiz: Bizde ilk ticaret muahedesi Murat I zamanın da 763 – 1365 yılında Ragose Cumhuriyetiyle yapılmış olup Ragose’nin şarkta ki ticareti, himaye olunması şartıyla tanzim edilen bu ahitnağmeye mukabil senevi 500 dukalık bir vergi vermeyi taahhüt etmişlerdi. 

Kanuni devrinde 1520’de bunlara ayrıca gümrük resminden muafiyet imtiyazı da bahş olunmuştur. İkinci ticaret antlaşması ise Karadeniz’le sıkı münasebeti bulunan Cenevizlilerle yapılmıştır. 

Trabzon’da yapılan fındık ihracatına ait en eski kayıt da Cenevizliler zamanında olup, Klavyo’nun şahadetine atfen 1404 yılına kadar uzanmaktadır. 

Başlangıçtan itibaren üçüncü ticaret muahedesini tanzim tarihi 1416’dır. Venediklilerle akt olunmuştur. 

Toskana büyük dükalığı ile ticari münasebetlerimizin 1460 yılında başlaması ile birçok ticari muahedeler kaleme alınmıştır ki sayısı Venedik Cumhuriyeti ile yapılan antlaşmalara yakındır. 

Bundan sonraki yıllarda yapılan antlaşmalar arasında 1782 yılında tanzim ve Beyoğlu’nda Bağdat köşkünde tasdik olunan 81 maddelik muahedesinin 47 inci maddesinde Rusya’ya ihraç olunacak emtia ve eşya beyanına fındığın da ithal edilmiş bulunduğu görülür. 

Ecnebilerle yapılan diğer ticaret antlaşmaların meyanında ve maddeleri arasında fındık sözünün geçtiğine rastladığımız bir diğer ticaret antlaşması da 1906 yılında Sırbistan hükümetiyle olan ticaret antlaşmasıdır. 

Tarihte Almanya ve Macaristan’la ilk münasebetlerimiz 1411’de Macar kralı Sigismond’un Almanya imparatoru intihabından sonra ve Murat II’nin Culusu münasebetiyle 1421 de aktolunan ahitnamenin temdidi ile başlar ve 1862 yılında Hamburg serbest şehri, ticaret muahedesi ile belirli hüviyetini ortaya koyar. 

İngiltere ile ticari münasebetlerimizin umumi gelişimine giriş, hazine-i evrak vesikalarına dayanarak 988 – 1580 yılı olarak gösterilebilir. 

Tarihte A.B.D. ile ticari münasebetlerimizin anahatlarınıda şöyle hülasa edebiliriz: 

Mortens N.R.’nin tarihi vesikalarından çıkarılan neticelere göre imparatorluğun Amerika Birleşik Hükümetleri ile bir ticaret müahedesi akti için diplomasi muhaberelerin başlangıç tarihi 14 nisan 1820 yılı olarak tayin edilmektedir. 
Hicri 1245 – 7 mayıs 1830 yılında Mahmut II ile Birleşik Devletler arasında akt edilen ( SeyrüSefai ve icrai ticarete ) dair ahitnameyi humayun’un metni 1879 yılında çıkarılan mecmuayi muahedat’ın ikinci cildinde bulmak mümkündür. İkinci ticaret muahedenamesi ise birincisinden 32 yıl sonra hicri 1278, 25 şubat 1862 yılnda Abdülaziz zamanında ve hariciye nazırı Mehmet Emin Ali Paşa ile Amerika elçisi EdvarMoris arasında İstanbulda akd ve tanzim olunmuştur. 

8 – DÜNYA ANSİKLOPEDİLERİNDE FINDIK 

İçinde yaşadığımız yüzyılın sayısıyla fındık meyvesinin 4784 yılından beri tanınan bir mahsul olduğunu Çünking’den getirilen parşömenin tercümesinden öğrenmiş bulunuyoruz. 

Burada Milattan sonra 220 yılında Çinlilerce mevcut bulduğu iddia edilen bir ansiklopedi başta olmak üzere dünya ansiklopedilerinde ki fındığa ait bilgilerle bu faslın kapısı açılmıştır.

 8 – 1 Çin ansiklopedilerinde fındık : 

Çin’de fındık önce 968 – 975 arasında K’ai-po Pen- ts’ao adlı kitap bu çağın nebatı olarak bahsetmiştir,bu bilgide milattan evvel birinci yüzyılda Li-Chi’nin merasimler kitabında iktibas olunmuştur. Orada kızların fındık ve kestane ile meşgul oldukları kayıtlıdır. 

Bundan başka milattan önce birinci yüzyılda Shuo-Wen tarafından telif edilmiş kitabında bu kelimenin bugünkünden farklı olarak yazıldığından bahseder. 

Shinisu’nun milattan sonra ikinci yüzyılda basılmış tefsirinde de Liao-tung Güney Mançurya ve Shang-tang, Pekin civarında bir kazada iki nevi fındık bulduğunu söyler. 

Tung-Chın’e onuncu yılda ansiklopedi esere göre üç dört çeşit fındık olduğunu gösterir. 

Çin nebatları hakkında yazılan klasik kitabın 16 ıncı yy da basılmış tabında, Mi Shih-Chen şöyle der: 
“FINDIK ağacı bodur ve küçüktür. ( Li ) Bir nevi meşe ağacı gibi kışın sonbahara doğu çiçek açar ve püsküller iki - üç parmak boyunda sallanırlar, martta yapraklanırlar, meyvelerin üçü, beşi bir arada ve zılıfın içinde bulunurlar, ham oldukları zaman yeşildirleri,kemale erdikleri zamanda kahverengidirler. Birçoğunun içi olmadığından, bir atasözünde on fındığın dokuzu boştur.” 

8 – 2 Yunan ansiklopedilerinde fındık : 

Pyısos yayınevi tarafından bastırılmış olan Yunan ansiklopedisinin 15 inci cilt 959 uncu sayfasındaki fındık yazısı: 

“Fındık ( botanik tabiri ile Korylus ) fidanlar cinsinden Kupiliferes ailesinden, yüksekliği azami 5 m’yi geçmeyen küçük ağaçlardandır. Dalları ince ve hemen düz, yaprakları yuvarlakça ve alt tarafı tüylü, çiçekleri münferittir. Erkekleri güzün, dişileride ilkbaharda meydana gelmektedir. 

Meyvası “Leptokarion” ( ince ceviz ) halk dilinde “FINDIK” ismini taşımakta olup içinin zurufu çizgili ve yemesi hoştur. Bir tek tohumu ihtiva eder. Fındığın içi yağlı ve kendine ait hususi bir rayihası vardır. Fındık gerek yaş gerekse kuru halinde istimal edilir, yemeklerden sonra yenir, şekercilik ve pastacılıkta büyük miktarda sarfiyatı vardır. 

Yunanistan’da ve Anadolu’da üç türlü fındık maaruftur; ağhiyar,aynaros ve Trabzon fındıkları. Ağhiyar fındıkların randımanı % 55-60, Ayranoz’un % 50, Trabzon’un kilerde % 45’tir. 

Fındık ağacı meyvesinden başka odununun da kıymeti vardır. Marangozluğa ait şeylerde ve barutun imaline yarar odun kömürü dayanıklıdır, uzun ve elastiki olan dallarından küfe çemberleri ve ev eşyaları için kullanılmaktadır. Bir zamanlar fındık dallarının esrarengiz efsafları bariz olduğunu ve o zaman sihirbazları ve istikbali bilgicileri tarafından su membaları ile, maden yataklı toprakların bulunması için kullanılırdı. 

Fındık ağaçlarının bollanması ( yayılması ) ağaçların dibinden çıkan küçük fidanların yeniden dikilmesiyle veya aşıyla yapılır. 
Verimli yerleri dağlık ve derin topraklı veya nemli ve sulanabilir yerlerdir. Zengin, gıda verici zeminlerde ağaçların tekabülü daha kolay ve çık olur. Az bir müddet zarfında da bol meyve vermeye başlar. Fidanları yiyen böceklerden ve fındığa fazla tahribat veren, Balaninus böcekleridir ki onun kurdu gıdasının içinde ki meyvesinden alır ve beslenir. Bu böceğin imhası için ağaçların Acide Arsenical ile tütsülemek lazımdır. Fakat bu tütsüleme ancak meyvenin içi katılaşmış olmasından sonra yapılması lazımdır. Bu yabani fındık namı ile maruftur. Çok yerde süs için imar edilmektedir. İkinci cins ise bildiğimiz fındıktır ki, bunun bir nev’i türbünlü ( Corylus Avellana Tüberosa ) ve diğeri ise -en azim fındık ağacı- ( Corylus Avellan Maxima ) denilmektedir. Meyvesinin mükemmeliyetinden dolayı Avrupa’nın muhtelif yerlerinde imar edilmektedir. Diğer “Ekzotic” ( yabni fındığa müşabih ) fındık cinslerinden Amerikan fındığı ( Corylus Americana ) ve ( Corylus Rostata ) dırlar. Bunların kökeni Amerikadır.” 

8 – 3 İtalyan ansiklopedilerinde fındık : 

Treccani İtalya büyük ansiklopedisinin 24üncü cilt 875 – 876 ıncı sayfalarında ki fındığa dair bilgi : 

Kökeni muhtemelen Asya olan fındık ağacı balutiye fasilesindendir. Çoktan beri geliştirilmiş bulunduğu İtalya ve Avrupa’da kendiliğinden çoğalmış olup , İtalya’da bilhassa “Avellino” eyaletinde ( bu eyaletin ismi de izafeten “Avellana” tesmiye olunur ) ve Sicilya’da yetiştirilmektedir. 

Fındık ağacı 2 ile 5 m yüksekliğinde bodur bir ağaçtır, yapraklarının vaziyeti yaygın ve düzensizdir, ağaçlıklarda ve 1200 m ye kadar yüksekliklerde bulunur. 

Fındık ağacının yetiştirilmesine en elverişli toprak 400 ile 900 m yüksekliklerde ki derin, serin, yumuşak , kabilin nüfus ve rüzgarlara pek maruz olmayan topraktır. Tohum veya ışkınla çoğalır, aşılanması pek enderdir. En elverişli nev’i çubuklu olanıdır. Meyve vermesi 4 sene sonra başlayıp 7 – 10 seneye kadar devam eder. Fındık taze veya kuru yenildiği gibi şekerleme sanayiinde ve çikolatanın imalinde kullanılır. 

“FINDIK’lar Avrupa, Asya ve Amerikanın mutedil iklim bölgelerinde yetiştirilen “Corylus”un muhtelif çeşitlerinin meyveleri “Corylus Avellana” denilen nev’i Avellino eyaletinde, Sicilya’ın Caltanisetta, Messina, Catania, Palermo eyaletleriyle Viterbo eyaletinde kendiliğinden yetişir. “Corylus Maxima” denilen nev’i ise İspanya’da Tarragona’da ve Sicilya’da “Corylus Coruluna” denilen nev’i ise Anadolu’da Hopa ikle Fatsa arasında kisahil bölgelerinde, Kafkasya’da ve Batı Çin’de yetişir. 

Fındıklar şekil ve büyüklüklerine göre birçok nev’ilere ayrılır, Cnubi İtalya ile Sicilya’nın En çok Tanınmış ve beğenilen nev’ileri arasında “Varvarella”, “beyaz ve kırmızı fındıktır” 

Piyasa da fındıklar, şekil bakımından uzun ,yuvarlak ve sivri, büyüklük bakımından büyük, orta ve ufak ve renk bakımından da kırmızı ve beyaz diye ikiye ayrılır. 

8 – 4 Amerikan ansiklopedilerinde fındık : 

Birleşik Devletlerde fındık ziraatının islahı ve istihsalin arttırılması son yıllarda üzerinde ısrarla durulan bir keyfiyettir. Bu mahsulün inkişafı için yapılan tecrübelere dair çıkarılan broşür ve dökümanların çokluğu işe verilen ehemmiyetin birer delili sayılır. 

A.B.D.’de fındık istihsalatı , ticareti, Origon ve Waşington vadilerinde toplanmış olup kapladığı arazi 11 bin arc- 4,450 küsur hektara yakındır, halen 50 bin ortaklı badem, ceviz ve fındık olmak üzere ( Kalın Kabuklu Kuru Meyveler Derneği ) adlı bir de müstahsil birliği vardır. 

Harp dolayısıyla bürolarını Kanada’ya nakletmiş olan uluslar arası iş ofisinin 1944 de Monteal’de neşrettikleri kooperatif organizasyonları ve harp sonrası kalkınması hakkındaki eser, günün ihtiyaçlarına daha yakınen cevap verecek mahiyette olması bakımından, ansiklopedilerde ki umumi bilgiye tercihen bu kitapta ki bilgi daha önce alınmıştır. 
“FINDIK, ( hele ceviz ) ve bademin deniz aşırı başlıca kaynağı Birleşik Amerika’da dır ki 1941 – 1942 de 46 fındık satış kooperatifi 44 bin ortaklı 39.300.000 dolara varan satışlar yapmıştır.” 

Ansiklopedideki bilgiye gelince: Kuzey Amerika’da üç çeşit yerli tip fındık vardır, bu fındıklar Avrupa fındıklarından daha ufaktır, en tanınmış nev’i Corylus Americana’dır. Bulunduğu yerler ; Maine, Ontorio ve Covoda’dan Flodido Cansas’a kadar. 

8 –5 Alman büyük ansiklopedisinde fındık : 

1884 yılında çıkarılmış olan bu ansiklopedinin 16 ciltlik Brokhavz Lesikon’un 8 inci cilt, 883 üncü sayfasında fındığa alt toplu malumat: 

“K.Kohn tarfından Pont dağlarında keşfedilen Corylus Pontika cins fındık eski Grek’lerin Herakliotik ismi verdiği fındık tipidir. 

Corylus Avellana fındığı ise Romalılar zamanın da makbul tutulan bir fındık nev’i olup daha ziyade Kuzey İtalya’da yetiştirildiği bu fındığın Avellana ismi verilmesinin başlıca sebebi aynı şehirde üretilmiş olmasından ileri gelmektedir. 
Çin’de ve Sibirya’da yetişen Corylus Heterotilla ile Moğol cevizi ana nebati olan Corylus Americana ve Corylus Rostirata – gaga fındığı cinsleridir. Çeşitler pek ehemmiyetli tutulmaktadır, çünkü bu mahsul ilk nebatat arasında tesadüf edilen kültürel tip kabul edilmektedir. Bunlardan maada parklarda süs olarak yetiştirilen kan fındığı ile altın fındığı da vardır.” 

8 - 6 Arap ansiklopedilerinde fındık : 

Arap ansiklopedileri arasında fındık mahsulünden doğrudan doğruya meşgul olan müelliflerin sayısı bir hayli tutulmakla beraber belli başlı Ferit Vecdi’nin ve Elbusta’nin Dairetül Maarif Ansiklopedik eserleridir. Kahire kütüphanesinden getirilen nüshalarda ki bilgilerin tecrümesi şöyledir. 

“FINDIK : bu meyve Mısır’da yetişemez çünkü Mısır’ın iklimi sıcaktır. Fındık ise aksine olarak ratıp memleketler yetiştiği gibi , toprağı hafif rutubetli kumlu ve açık yerleri sever, fide ve aşı ile de teksir edilir. En uygun hareket aşı ile çoğaltmaktır. 

Fındık tanesinden yetiştirilen fidanlar ince parmak kalınlığında aşılanır, ondan iki sene sonra istenilen yere dikilerek mahsul almaya başlanır, fındık meyvesinin zurufu buruşuk kurumaya başlayınca koparılır, taze olarak muhafazası için gayet muhkem kapaklı toprak kaplarda kuru üzüm, hızar tozu yahut kepeğe konarak tazeliğini muhafaza olunur. Bu öyle bir meyvedir ki, hem taze hem de kur olarak lezzetle yenir ,ondan istihal olunan lezzetli fındık yağı hem yemekte hem de nakış işlerinde kullanılır.” 

Arap ansiklopedi müelliflerinden İbni Fadıl’a göre de; “fındıkların her gün sulanıp çapalanmasının faydalı olacağını” söylerse de bu bizim iklimimiz için gereksiz bir tavsiyedir. 

8 – 7 Hayat ansiklopedisinde fındık : 

Bizde ki bu ilk derli toplu ansiklopedinin 1536, daha sonra yayınlanan okul ve aile ansiklopedisinin de 337 inci sayfalarında muhtasar ve natamam olarak fındıktan bir nebze bahsolunur. Servet İskit tarafından çıkartılmasına devam edilen aylık ansiklopedinin ikinci cilt, 16–17 inci fasiküllerinde bu boşluğun nispeten doldurulabilmesi için bilgi toplanılmasına devam edilmektedir. 

28 kasım 1938 de toplanan birinci köy ve ziraat kalkınması kongresi münasebeti ile, Tarım Bakanlığınca yayınlanıp delegeler dağıtılan ( Türk Ziraat Tarihi ne Bir Bakış ) adlı kitapta, 1,5 – 2 milyon nüfusun bu baş tacı tek mahsulü için : “Harici ticaretimizde mühim rolü olan Karadeniz kıyılarının belli başlı geçim ve kazanç vasıtalarını teşkil eden fındıklarımız arasında tombul, sivri, palaz, kuş, badem, foşa, değirmendere çeşitleri meşhurlarıdır. S.41”denilmekle iktifa olunmuştur. 




Bu sayfa 6506 ' kez görüntülendi.